ANASAYFA ARŞİV RSS HAKKIMDA

KATEGORİLER

SON YAZILARIM

KURAN'DA DİKKAT ÇEKİLEN BESİNLER / DEĞERLİ BİR BESİN KAYNAĞI
KURAN'DA DİKKAT ÇEKİLEN BESİNLER BALDAKİ ŞİFA
ENDOKRİN SİSTEM ANATOMİSİ
Harcına küskün yapı: Türkiye (14/06/07)
Müslümanlar Para Mal Menfaat Servet Tuzağına Düştü

DİĞER SİTELERİM

nurların seyri
musluman genç
kur'an ı kerim ziyafeti

ARKADAŞLARIM
    • dingorevlileri
    • mevlana1
    • gonuldendamlalar
    • 93busra
    • sohbetsevenler
    • seciyorum
    • orhannahro
    • bebekblog
    • mustafayaylacik
    • alagez
    • turkanzeybek
    • allahinadiyla


Google

KURAN'DA DİKKAT ÇEKİLEN BESİNLER / DEĞERLİ BİR BESİN KAYNAĞI


3/6/2008<>18:45

DEĞERLİ BİR BESİN KAYNAĞI:BALIK

 

Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde) dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı... (Maide Suresi, 96)

Kalp hastalıklarına yakalanan ve bu nedenle hayatını kaybeden kişilerin yaş ortalamalarının gün geçtikçe düşmesi, kalp sağlığına gösterilen önemi büyük ölçüde artırmıştır. Tıpta, kalp hastalıklarının tedavisi konusunda pek çok yeni gelişmeler kaydedilse de, uzmanların asıl tavsiye ettiği, bu hastalığa yakalanmadan önce alınacak önlemlerin titizlikle uygulanmasıdır. Uzmanlar kalbin sağlıklı işleyişinde ve hastalıkların önlenmesinde önemli bir besini tavsiye etmektedirler: Balık

Balığın önemli bir besin olmasının nedeni; hem insan vücudu için gerekli maddeleri sağlaması, hem de bedeni çeşitli hastalık risklerinden mümkün olduğunca uzak tutacak içeriğe sahip olmasıdır. Örneğin içerdiği Omega-3 asidi ile vücut sağlığı için adeta bir kalkan görevi gören balığın, düzenli olarak tüketildiğinde kalp hastalıkları riskini azalttığı ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği ortaya çıkmıştır.

Bilimsel olarak faydaları yeni kanıtlanan balığın, değerli bir besin kaynağı olduğu günümüzden yaklaşık olarak 1400 yıl önce indirilen Kuran'da da bildirilmektedir. Yüce Allah, Kuran'da deniz ürünlerini, "Denizi de sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz..." (Nahl Suresi,14), "Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde) dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı..." (Maide Suresi, 96) ayetleriyle haber vermektedir. Ayrıca Kehf Suresi'nde de, balığa özel olarak dikkat çekilmektedir. Bu surede Hz. Musa ve genç yardımcısının uzun bir yolculuğa çıktıkları ve yanlarına da yiyecek olarak balık aldıkları bildirilmektedir:

Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu. (Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk." (Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum..." (Kehf Suresi, 61-63)

Kehf Suresi'nde uzun bir yolculuk sırasında, yorulduktan sonra yiyecek olarak özellikle balığın seçilmiş olması dikkat çekicidir. Dolayısıyla bu kıssadaki hikmetlerden biri olarak, balığın faydalarına, besleyici yönüne işaret ediliyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Nitekim balığın besin olarak özelliklerini araştırdığımızda çarpıcı bilgilerle karşılaşırız. Rabbimiz'in bizlere büyük bir nimeti olan balıklar özellikle protein, D vitamini ve eser elementler (vücutta çok az miktarda bulunan, fakat vücut için çok önemli bazı elementler) açısından mükemmel besin kaynaklarıdır. İçerdikleri fosfor, sülfür, vanadyum gibi mineraller sayesinde ise büyümeyi ve dokuların iyileşmesini sağlarlar. Sağlıklı diş etleri ve diş yapısı oluşmasına yardımcı olur, cilt rengini güzelleştirir, saçların daha sağlıklı olmasını sağlar, bakteriyel enfeksiyonlarla mücadeleye katkıda bulunurlar. Ayrıca kandaki kolesterol oranını düzenleyici etkileriyle, kalp krizlerinin önlenmesinde önemli bir rol oynamaktadırlar. Nişasta ve yağların parçalanarak vücutta kullanılmasına yardım ederler. Böylece daha enerjik ve daha kuvvetli olunmasını sağlarlar. Öte yandan zihinsel faaliyetlerin düzenli çalışmasında etkilidirler. İçerdikleri D vitamininin ve diğer minerallerin yeterli miktarlarda alınmaması durumunda ise, raşitizm (kemik zayıflığı), diş eti hastalıkları, guatr, hipertiroit gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.129

Bunların dışında günümüz tıbbı, balığın içerdiği Omega-3 yağ asitlerinin sağlık açısından çok önemli bir yere sahip olduğunu keşfetmiştir. Hatta bu yağlar zaruri yağ asitleri (EFA: essential fatty asit) olarak belirlenmiştir.

Balık Yağındaki Omega-3'ün Faydaları

Balık yağında sağlığımız için özellikle çok önemli olan 2 farklı doymamış yağ asidi türü bulunmaktadır: EPA (eicosapentaenoic asit) ve DHA (docosahexaenoic asit). EPA ve DHA çoklu doymamış yağlar olarak bilinmektedirler ve önemli omega-3 yağ asitlerini içermektedirler. İnsan vücudu omega-3 ve omega-6 yağ asitlerini üretemez dolayısıyla dışarıdan besinlerle alınmaları gerekir.

Balık yağının -omega-3 yağ asitlerini içermesi nedeniyle- insan sağlığına faydaları hakkında çok fazla delil bulunmaktadır. Omega-3 yağ asitleri, bitkisel yağlarda da bulunmasına karşın, insan sağlığını korumada çok daha az etkilidirler. Buna karşın deniz planktonları omega-3 yağ asidini EPA ve DHA'ya dönüştürmede çok etkilidirler. Balıklar bu planktonları yediklerinde EPA ve DHA açısından zengin hale gelirler. Bu nedenle balık, vücut için son derece önem taşıyan bu yağ asitleri açısından en zengin besinlerden biridir. (http://www.ventris.org.uk/health_supplements_biocare_s-e52760.htm)

Balıktaki Yağ Asitlerinin Hayati Faydaları

Balıktaki yağ asitlerinin başlıca özelliği ise vücudun enerji üretimine katkıda bulunmasıdır. Bu yağ asitleri, vücutta oksijene bağlanarak, elektron transferini gerçekleştirmekte ve vücuttaki birtakım kimyasal işlemler için enerji sağlamaktadırlar. Bu nedenle balık yağı açısından zengin bir beslenmenin yorgunluğu giderdiğine, kavrama gücünü ve hareket kabiliyetini artırdığına dair deliller de bulunmaktadır. Omega-3, kişinin enerji seviyesini olduğu kadar konsantrasyon yeteneğini de arttırmaktadır. Balığın "zeka besini" olarak ifade edilmesinin bilimsel bir temeli vardır çünkü, beyindeki yağın ana bileşimi omega-3 yağ asitleri içeren DHA'dır. (http://www.homeschoolmath.net/other_topics/fats-intelligence.php)

Kalp ve Damar Sağlığında Balığın Önemi

Balıkta bulunan omega-3 yağ asidi kandaki kolesterolü, trigliseridi ve kan basıncını düşürerek, kalp sağlığını koruyucu etkisi ile bilinmektedir.130 Trigliserit bir çeşit yağdır ve içerdiği zengin yağ ve düşük protein bakımından LDL'ye (kötü kolesterole) benzer. Yükselmiş trigliserit seviyesi, özellikle yüksek kolestrol durumunda kalp hastalığı riskini artırır. Ayrıca balık yağları, bir kalp krizinden sonraki anormal kalp ritmlerinin, hayatı tehdit eden risklerini de azaltmaktadır.

Amerikan Tıp Birliği tarafından yapılan bir araştırmada, haftada 5 porsiyon balık yiyen kadınlarda kalp krizi geçirme oranlarının 1/3 oranında azaldığı görülmüştür. Bunun, balık yağında bulunan omega-3 yağ asitlerinin, kanın daha az pıhtılaşmasına neden olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Kanın damarlarımızdaki normal hızı saatte 60 km'dir ve kanın yeterli derecede akışkan olması, yoğunluğunun, miktarının, hızının normal seviyede olması hayati derecede önem taşır. Kanımız için en büyük tehlike -kanama gibi gerekli durumlar haricinde- pıhtılaşarak akıcılığının azalmasıdır. Balık yağları kandaki trombositlerin (vücutta kanama olduğunda kanı yoğunlaştıran kan plakçıkları) birbirlerine yapışmalarını engelleyerek kanın pıhtılaşmasını azaltmada da etkili görünmektedir. Aksinde kanın yoğunlaşması damarların daralmasına sebep olur. Bu durum da başta kalp, beyin, gözler ve böbrekler olmak üzere vücuttaki pek çok organın kanla yeterli miktarda beslenememesine, ağır çalışmalarına ve zamanla fonksiyonlarını yitirmelerine sebep olur. Örneğin atardamar pıhtılaşma yüzünden tamamen tıkandığında, damarın bulunduğu yere bağlı olarak, kalp krizi, felç veya başka hastalıklar meydana gelebilmektedir.

Omega-3 yağ asitleri alyuvarlar içindeki oksijen taşıyan hemoglobin molekülünün üretiminde ve hücre zarından geçen besinlerin kontrolünde de önemli rol oynamakta ve vücut için zararlı yağların zararını engellemektedir. Araştırmalar balıktaki omega-3 yağ asitlerinin kalp krizi riskini azalttığını ortaya koymaktadır. (http://news.bbc.co.uk/1/hi/health/3837329.stm; BBC News, "'Fish' test for heart attack risk", 26 Haziran 2004)

Yeni Doğan Bebeklerin Gelişimi İçin Önemi

Omega-3 yağ asitleri insan beyni ve retinasının önemli bir bileşeni olmalarından ötürü, özellikle yeni doğan bebeklerin ihtiyaçlarıyla bağlantılı olarak, geçtiğimiz on yılda önemli araştırmalara konu olmuştur. Omega-3'ün bebeğin anne rahmindeki gelişimi ve yeni doğmuş bebeğin gelişimindeki önemini kanıtlayan çok fazla delil bulunmaktadır. Omega-3 özellikle hamilelik dönemi boyunca ve bebeklik döneminin başlarında, beyin ve sinirlerin uygun şekilde gelişimi için çok önemlidir. Anne sütü de doğal ve mükemmel bir Omega-3 deposu olduğundan, bilim adamları anne sütünün önemini özellikle vurgulamaktadırlar.(http://news.bbc.co.uk/1/hi/health/3835657.stm; BBC News, "Mother's fish diet boost to baby", 24 Haziran 2004.)

Eklem Sağlığına Faydası:

Romatizmal artrit hastalığında (romatizmaya bağlı eklem enfeksiyonu) en önemli risk, eklemlerde meydana gelen aşınmanın, geriye dönüşü olmayan bir tahribata yol açmasıdır. Omega-3 yağ asidi bakımından zengin bir beslenmenin, artrit oluşumuna engel olduğu, şişmiş ve hassas eklemlerdeki rahatsızlıkların da hafiflediği kanıtlanmıştır. http://www.umm.edu/altmed/ConsSupplements/Omega3FattyAcidscs.html?cfA3F3B2C5=
bmVuNjE4Mzpnb29keWVhcl9lbWVhX2ludGVybmV0Ok9S3oVvl46l1fxb71Iaai4= )

Beyin ve Sinir Sisteminin Sağlıklı Çalışması Açısından Faydaları

Omega-3 yağ asidinin beyin ve sinir sisteminin sağlıklı şekilde çalışmasındaki etkileri yapılan pek çok araştırmada ortaya konmuştur. Ayrıca balık yağı takviyelerinin depresyon ve şizofreni belirtilerini hafifletebildiği, Alzheimer hastalığını (bellek kaybına sebep olan, günlük yaşam aktivitelerini engelleyen bir beyin hastalığı) önlediği gösterilmiştir. Örneğin depresyon geçiren ve 12 hafta boyunca 1 gram omega-3 yağ asidi alan kişilerde, belirtilerin -endişe, hüzün ve uyku problemleri gibi- azaldığı belgelenmiştir.131

Enfeksiyonel Rahatsızlıklara Faydası, Bağışıklık Sistemini Güçlendirmesi

Omega-3 yağ asitleri aynı zamanda, anti-enflamatuar (enfeksiyon önleyici) olarak görev yaparlar. (http://www.omega-3info.com/arthritis.htm) Bu nedenle;

*Romatizmal artrit (romatizmaya bağlı eklem enfeksiyonu),

*Osteoartrit (zamanla eklemlerin işlevlerini bozan bir hastalık),

*Ülseretif kolit (bağırsak enfeksiyonuna bağlı yaralar) ve

*Lupus (ciltte yara oluşmasına sebep olan deri hastalığı) hastalarının hepsinde kullanılabilir.

Ayrıca miyelini (sinir hücrelerini kaplayan zar) koruma özelliği vardır. Bu nedenle;

*Glokom (göz içi basıncın artmasıyla körlüğe sebep olan hastalık),

*Multipl skeleroz (beyin ve omurilikte doku sertleşmesi sonucu oluşan ölümcül hastalık),

*Osteoporoz (kemik dokusunda yapısal zayıflamaya sebep olan hastalık) ve

*Şeker hastalarının tedavisinde kullanılır.

Tüm bunların yanı sıra;

*Migren hastalarında,

*Aneroksiyada (ölümcül olabilen yeme bozukluğu),

*Yanık tedavisinde

*Cilt sağlığı ile ilgili problemlerin tedavisine de yardımcı olduğu belirtilmektedir.

Yüksek oranda omega-3 yağ asidine sahip balıkla beslenen Grönland eskimoları ve Japonlar gibi toplulukların daha az kalp, damar hastalıklarına, astım ve sedef hastalığı gibi hastalıklara yakalandıklarını gösteren çok kapsamlı veriler bulunmaktadır. Balık, bu nedenle tedavi edici bir besin olarak da tavsiye edilmektedir. Omega-3 yağ asitleri kalp sağlığı için, kanıtlanmış faydalarıyla, günümüzde beslenme uzmanlarının başlıca tavsiye ettikleri maddelerden biridir.

Genel hatlarıyla yer verdiğimiz balığın faydalarına her geçen gün yenileri eklenmektedir. Üstelik balığın yararlarını ortaya çıkarmak, pek çok bilim adamının, üstün teknolojik imkanlarla donanmış araştırma merkezlerinin kullanılmasıyla mümkün olabilmiştir. Böylesine değerli bir besin kaynağına Kuran'da işaret edilmesi ve Kehf Suresi'nde özellikle yorgunluk giderici bir besin olarak bildirilmiş olması da elbette son derece hikmetlidir. Balıktan sağlanan tüm faydalar Rabbimiz'in bizlere verdiği büyük bir nimettir. Tüm besinlerde olduğu gibi balıklardaki üstün yapıyı da bizler için yaratan Alemlerin Rabbi olan Allah'tır.

yok yorum :: <%TrackbackCount%> trackbacks :: link


{ Sayfa 1 of 10 }
<- : : Sonraki Sayfa ->

HTMLKODLAR ile düzenlendi

netkitap.com

KURAN'DA DİKKAT ÇEKİLEN BESİNLER BALDAKİ ŞİFA


3/6/2008<>18:38

BALDAKİ ŞİFA

 

Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)

Yapılan klinik gözlemler ve deneysel araştırmalar sonucunda, balın antibakteriyel ve antienflamatuar özelliklere sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Bal, yaralardaki enfeksiyonun ve bu bölgedeki ölü hücrelerin ağrısız olarak temizlenmesinde ve yeni dokuların gelişmesinde son derece etkilidir. Balın ilaç olarak kullanılışından en eski tarihi yazıtlarda dahi bahsedilmektedir. Günümüzde de bilim adamları ve doktorlar balın yaraların tedavisindeki etkisini yeniden keşfetmektedirler.
20 yıldır bal araştırmasının öncülüğünü yapan ve Yeni Zelanda'daki Waikato Üniversitesi'nde biyokimya profesörü olan Dr. Peter Molan, balın antimikrobik özellikleri konusunda bir uzman olarak şöyle dejmektedir: "Gelişigüzel yapılan denemeler balın yanık yaralarındaki enfeksiyonu kontrol etmede, hastanelerde çoğunlukla antibakteriyel merhem olarak kullanılan gümüş sülfadiazinden daha etkilidir ve yeni dokuların gelişimini harekete geçirmektedir." 111

Bal, yukarıdaki ayetlerde vurgulandığı gibi, "insanlara şifa" olma özelliği taşımaktadır. Bilimde en ön sıraları alan ülkelerde, balın insan sağlığı açısından öneminden ötürü, arıcılık ve arı ürünleri artık başlı başına bir araştırma dalı olmuştur. Balın yararları genel hatlarıyla şöyle sıralanabilir:

Kolayca sindirilir: İçindeki şekerlerin bir başka cins şekere (fruktozun glikoza) dönüşebilme özelliği sayesinde bal, yüksek miktarda asit içermesine rağmen, en hassas mideler tarafından bile kolaylıkla sindirilir. Aynı zamanda bağırsakların ve böbreklerin daha iyi çalışmasına yardımcı olur.

Süratle kana karışır; hızlı bir enerji kaynağıdır: Bal ılık suyla karıştırıldığında 7 dakika içinde kana karışır. İçerdiği serbest şekerlerden dolayı beynin çalışması kolaylaşır. Bal, fruktoz ve glikoz gibi basit şekerlerin doğal bir karışımıdır. Yapılan son araştırmalara göre, şekerlerin bu kendine has karışımı yorgunluğun giderilmesinde en etkili yöntemdir ve atletik performansı artırmaktadır.

Kan yapımına destek olur: Bal, kan yapımı için vücudun gereksinim duyduğu enerjinin önemli bir bölümünü karşılar. Ayrıca kanın temizlenmesine de yardımcı olur. Kan dolaşımını düzenleyici ve kolaylaştırıcı yönde etkisi vardır. Damar sertliğine karşı önemli bir koruyucudur.

Antimikrobiktir: Antimikrobik etmenler belirli bakterilerin, mayanın ve küfün büyümesine engel olur. Balın, bakterinin barınmasına olanak tanımayan özelliği "inhibine etki" olarak adlandırılır. Balın antimikrobik olmasını sağlayan pek çok sebep vardır. Bunların arasında, mikroorganizmaların, büyümek için ihtiyaç duydukları su miktarını sınırlayan yüksek şeker içeriği, yüksek asit oranı (düşük pH), bakterileri büyümeleri için ihtiyaç duydukları nitrojenden mahrum bırakan içeriği sayılabilir. Balda hidrojen peroksit bulunması ve balın içerdiği antioksidanlar da bakterinin çoğalmasına engel olur.

Antioksidandır: Antioksidandır: Sağlıklı yaşamak isteyen herkesin özellikle antioksidan tüketmesi gerekir. Antioksidanlar, hücrelerde normal metabolizmanın zararlı yan ürünlerini temizleyen bileşenlerdir. Bunlar gıdaların bozulmasına yol açan ve birçok kronik hastalığa sebep olan yıkıcı kimyasal tepkimeleri yavaşlatabilen element4elerdir. Uzmanlar antioksidan bakımından zengin besinlerin kalp hastalıkları ve kanser gibi hastalıkları önleyebileceğine inanmaktadırlar. Balın içeriğinde de güçlü antioksidanlar mevcuttur: Pinocembrin, pinobaxin, chrisin ve galagin. Bunlardan pinocembrin, yalnızca balda bulunan bir antioksidandır. 112

Vitamin ve mineral deposudur: Bal, fruktoz ve glikoz gibi şekerlerin yanı sıra magnezyum, potasyum, kalsiyum, sodyum klorür, kükürt, demir ve fosfor gibi mineralleri de içerir. Nektar ve polen kaynaklarının niteliklerine göre değişmekle birlikte, balda B1, B2, C, B6, B5 ve B3 vitaminleri bulunmaktadır. Ayrıca bakır, iyot, demir ve çinko da az miktarlarda bulunur.

Yaraların tedavisinde kullanılır:

- Yaraların tedavisinde kullanıldığında, balın havadan nem çekebilme özelliği, iyileşmeyi hızlandırarak yara izi kalmasını önler. Çünkü bal, yaranın üzerini kaplayan yeni deriyi oluşturan epitel hücrelerin büyümesini hızlandırır. Böylece büyük yaralarda bile bal kullanıldığında doku nakli yapılması ihtiyacı ortadan kalkar.

- Bal, iyileşme sürecine dahil olan dokuları yeniden büyümeleri için uyarır. Yeni kılcal damarların oluşumunu hızlandırarak, derinin daha derindeki bağ dokusunun yerini alan fibroblastların büyümesini teşvik eder ve iyileşmenin gücünü artıran kolajen liflerinin üretimini hızlandırır.

- Balın, yaranın etrafındaki şişkinliği azaltan antienflamatuar bir etkisi vardır. Bu, kan dolaşımını artırır; böylece iyileşme süreci hızlanmış olur ve hissedilen acı azalır.

- Bal, yaranın altındaki dokulara yapışmaz; bu nedenle pansuman sırasında yeni oluşan dokuların yırtılması ve acı söz konusu olmaz.

- Radyasyon tedavisi uygulanan kanserli hastaların vücutlarında oluşan yara ve ülserlerin tedavisinde başarıyla kullanılmaktadır. (http://news.bbc.co.uk/2/hi/health/3787867.stm; Angie Knox, "Harnessing honey's healing power", 8 Haziran 2004.)

- Ayrıca balın daha evvel belirttiğimiz antimikrobik etkisinden ötürü, bal enfeksiyon oluşmasını önleyen koruyucu bir engel oluşturur. Mevcut enfeksiyonu da yaralardan hızla temizler. Bakterilerin antibiyotik dirençli özelliklerine karşı bile etkilidir. Antiseptiklerin ve antibiyotiklerin tersine, yaradaki dokuların üzerinde olumsuz etkiler oluşmaz.113

Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi bal, "şifa" yönü son derece güçlü bir besindir. Kuşkusuz bu da, sonsuz kudret sahibi Allah'ın indirmiş olduğu Kuran'ın mucizelerinden biridir. Yandaki tabloda balın besin değeri açısından incelemesi görülmektedir:

Besin değerleri    
 
1 porsiyondaki

100 gr.'daki

 
ortalama miktar
ortalama miktar
Su

3.6 gr

17.1 gr

Toplam karbonhidratlar

17.3 gr

82.4 gr
Fruktoz

8.1 gr

38.5 gr
Glikoz

6.5 gr

31.0 gr
Maltoz

1.5 gr

7.2 gr
Sakaroz

0.3 gr

1.5 gr
Besinsel İçerik

Toplam kalori (kilokalori)
64
304
Toplam kalori (kilokalori) (Yağ olarak)
0
0
Toplam yağ
0
0

Doymuş yağ

0
0
Kolestrol

0
0
Sodyum

0.6 mg

2.85 mg
Toplam karbonhidrat
17 gr
81 gr
Şeker
16 gr
76 gr

Diyet lifler

0
0
Protein
0.15 mg
0.7 mg
Vitaminler

 
B1 (Tiamin)

< 0.002 mg

< 0.01 mg

B2 (Riboflavin)

< 0.06 mg

< 0.3 mg
Nikotinik asit

< 0.06 mg

< 0.3 mg

Pamtothenik asit

< 0.05 mg

< 0.25 mg
B6 vitamini
< 0.005 mg
< 0.02 mg
Folate
< 0.002 mg
< 0.01 mg
C vitamini
0.1 mg
< 0.5 mg
Mineraller    
Kalsiyum

1.0 mg

4.8 mg

Demir

0.05 mg

0.25 mg
Çinko
0.03 mg
0.15 mg
Potasyum
11.0 mg
50.0 mg
Fosfor
1.0 mg
5.0 mg
Magnezyum
0.4 mg
2.0 mg
Selenyum
0.002 mg
0.01 mg
Bakır
0.01 mg
0.05 mg
Krom
0.005 mg
0.02 mg
Manganez
0.03 mg
0.15 mg
ASH
0.04 mg
0.2 gr
10-13 Eylül 2000 tarihlerinde Avustralya'nın Melbourne şehrinde yapılan "Dünya Birinci Yara Tedavisi Kongresi"nde, enfeksiyonlu yaraların tedavisinde balın kullanılması konuşuldu. Toplantı şu yorumlar çerçevesindeydi:
"Birçok antibakteriyel madde bakteriden dolayı enfeksiyon kapmış yaraların tedavisinde antibiyotiklere direnç gösterirler. Bu durum önemli bir tıbbi sorun oluşturur. Aynı şekilde birçok doğal madde de yaraların tedavisinde etkili değildir. Ancak bal çok farklıdır, yaralı dokuların tedavisindeki kullanımı 4 bin yıllık bir geçmişe sahiptir. Balda çok güçlü anti-bakteriyel aktiviteler mevcuttur; dolayısıyla yaralardaki enfeksiyonun temizlenmesinde ve yaraların enfeksiyondan korunmasında çok etkilidir." 114

0 yorum :: link


{ Sayfa 1 of 10 }
<- : : Sonraki Sayfa ->

HTMLKODLAR ile düzenlendi

netkitap.com

ENDOKRİN SİSTEM ANATOMİSİ


13/5/2008<>20:19

ENDOKRİN SİSTEM

Endokrin sistem bir kontrol ve düzenleme sistemidir.                                                                Vücuttaki 3 ana fonksiyon ile yakın ilişkilidir.

1.  Vücut sıvılarındaki kimyasal maddelerin konsantrasyonunun, protein, lipit ve karbonhidrat metabolizmasının düzenlenmesi,

2.  Sinir sistemi ile birlikte vücudun streslere karşı koymasına yardım etmek.

Endokrin bezler ve hormonlar

Ø  Endokrin sistem endokrin bezler olarak adlandırılan doku ve organlardan oluşmuştur.

Ø  Bu bezler hormon olarak adlandırılan kimyasal maddeleri sentezleyip salgılarlar.

Endokrin Bezler

Ø  Hipofiz bezi-Hipotalamus

Ø  Tiroid bezi

Ø  Paratiroid bezi

Ø  Böbrek üstü bezleri

Ø  Pankreas

Ø  Gonadlar-cinsiyet bezleri

Ø  Diğerleri

l  Böbrekler

l  Pineal bez

l  Timus bezi

l  Kalp

l  Sindirim kanalı

Ø  Dolaşıma salgılana bir hormon vücudun bütün bölgelerine gidebilir.

Ø  Ancak hormonlar etkilerini sadece belirli hücrelerde ve dokularda gösterir.

Ø  Hormonlar etkilerini hücre membranı yüzeyindeki, yada sitoplazmanın veya çekirdeğin içindeki reseptörleri aracılığıyla gösterir.

Ø  Hormonlar kimyasal yapılarına göre 3 grupta incelenirler;

1.  Yağda eriyebilen steroid kaynaklı, streoid hormonlar,

2.  Amino asit kaynaklı hormonlar,

3.  Suda eriyen protein yapılı hormonlar.

Ø  Az sayıda glikoprotein yapılı hormonda bulunur.

Ø  Hormonal sekresyonlar genellikle negatif feedback sistemler ile normal seviyede tutulur.

Hormon etki mekanizmaları

Ø  Suda eriyen hormonlar (amino asit ve protein yapılı hormonlar) hücresel olayları membrana yerleşmiş reseptörleri aracılığıyla düzenlerler.

Ø  Bu mekanizmaya göre hormon (1. haberci) hücre yüzeyindeki reseptörüne bağlanınca  AMP(cAMP)(ikinci haberci) oluşur.

Ø  İkinci haberci olan cAMP hücre içine diffüze olarak hücrenin farklı fonksiyonlarının gerçekleştirilmesini sağlar.

Hormon etki mekanizması

Ø  Yağda eriyen hormonlar steroid yapılı hormonlardır ve kollesterolden sentezlenirler.

Ø  Kortizol, progesteron, östrojen, testeron ve tiroksin hareketli reseptör mekanizması ile etki gösterirler, bu hormonların özel reseptörleri çekirdektedir.

Ø  Bu mekanizma ile çalışan hormonlar hücre fonksiyonlarını etkileyen proteinleri sentezleyerek görevlerini yerine getirirler.

 

HİPOFİZ BEZİ

Ø  Beyinde hipotalamusun hemen altında bulunur.

Ø  İki ayrı lobtan oluşmuştur;

l  Anterior lob (adenohipofiz)

l  Posterior lob (nörohipfiz)

Ø  Adenohipofiz gerçek bir endokrin bezdir ve salgı hücreleri ihtive eder.

Ø  Nörohipofiz ise hiptalamustan köken alan pek çok sinir ucunun sonlandığı bölümdür.

Hipofiz hipotalamus ilişkisi

Ø  Hipofiz bezi kan damarları ve sinir lifleri ile hipotalamusla bağlantılıdır. Bu bağlantı sinir sistemi ile endokrin sistem arasındaki direkt bir bağlantıdır.

Ø  Hipotalamus ile adenohipfiz arasındaki bağlantı hipotalamik-hipfiziel portal sistem adı verilen damar sistemi ile sağlanır.

Ø  Hipotalamus ile nörohipofiz arasındaki bağlantı isre sinirler aracılığıyla gerçekleştirilir.

Ø  Hipotalamus;

Ø  Adenohipofizden salgılanan hormonların salgılanmasını düzenleyen salgılatıcı (releasing) ve salgıyı durdurucu (inhibiting) hormonlar salgılar. Bu hormonlar kan yoluyla hipofize gelir.

Ø  Antidiüretik hormon (ADH) ve oksitosin hormonlşarını sentezler, depolar ve nörohipofizden salgılatır

Nörohipofiz hormonları

Ø  Nörohipofizden hipotalamusta sentezlenen 2 hormon salgılanır.

1.  Antidiüretik hormon (ADH)

2.  Oksitosin 

Antidiüretik hormon (ADH)

Ø  Antidiüretik: idrar atılımını azaltan

Ø  ADH diğer adıyla vazopressinin ana görevi vücut sıvı dengesinin düzenlenmesine katkıda bulunmaktır.

Ø  ADH nın hedef organı böbreklerdir.

Ø  Böbreklerden su geri emilimini artırarak, idrar yoluyla su atılımını azaltır.

Ø  Dehidrasyon ve koma gibi kan sıvı miktarının azaldığı durumlarda ADH salgısı artar.

Oksitosin

Ø  Oksitosin doğum esnasında uterus kasının kasılmasını, doğumdan sonra da süt salgılanmasını uyaran bir hormondur.

 

Adenohipofiz hormonları

1.  Growth hormon(GH)-Büyüme hormonu (BH)

2.  Prolaktin

3.  Tiroid stimüle edici hormon(TSH)

4.  Adrenokortikotropik hormon (ACTH)

5.  Luteinizan hormon (LH)

6.  Follikül stimüle edici hormon (FSH)

7.  Melanosit stimüle edici hormon (MSH)

 

 

 

Büyüme Hormonu (BH)

Ø  Tek bir özel hedef organı olmayıp bütün vücut bölümlerini etkileyerek büyümeyi uyarır.

Ø  En belirgin etkisi çocuklarda ve adelosan dönemde doku kitlesini artırarak (protein sentezi) ve hücre bölünmesini uyararak büyümeyi hızlandırır.

Ø  Uzun kemiklerin epifiz plakları üzerine doğrudan etkiyerek epifiz plaklarının devamlılığını sağlar.

Ø  Büyüme dönemindeki bir kişide BH salgısı yetertsiz olursa epifiz plakları erken kapanır ve vücut büyümesi durur dwarfizm (cücelik) ortaya çıkar.

Ø  Tersine BH sekresyonu adolesan dönemin sonuna doğru azalmazsa giantism (devlik) oluşur ve kişinin boyu uzamaya devam eder.

Ø  BH sekresyonu normal büyüme bittikten sonra fazla olursa akromegali (acromegaly) adı verilen durum ortaya çıkar.

Ø  Akromegalide baştaki, ellerdeki ve ayaklardaki kemiklerde uzamadan ziyade kalınlaşma ortaya çıkar.

   BH nın genel etkileri

Ø  Protein sentez hızını artırır,

Ø  Protein yıkılımını azaltır,

Ø  Glikoz kullanımını azaltır, önler; enerji kaynağı olarak karbonhidrattan yağa doğru bir kayma olmasını sağlar,

  BH salgısının kontrolü

Ø  BH salgısı hipotalamusta üretilip adenohipofize aktarılan iki hormon tarafından kontrol edilir;

1.  Büyüme hormonu salgılatıcı hormon

2.  Büyüme hormonu salgısını durdurucu hormon

Prolaktin

Ø  Prolaktinin kadınlarda iki görevi vardır;

1.  Östrojen (dişi cinsiyet hormonu) ile birlikte gebelikte meme bezlerinde meme kanallarının gelişimini uyarır.

2.  Doğumdan sonra meme dokusunda süt üretimini uyarır.

Prolaktin salgısının kontrolü

Ø  Prolaktin salgısı hipotalamusta üretilip adenohipofize aktarılan iki hormon tarafından kontrol edilir;

1.  Prolaktin salgılatıcı hormon

2.  Prolaktin salgısını durdurucu hormon

Tiroid stimüle edici hormon(TSH)

Ø  TSH tiroid bezi hormonlarının sekresyonunu ve sentezini uyarır.

Ø  TSH nın fazla salgılanması goiter (guatr) olarak sisimlendirilen tirodi bezinin genişlemesine yol açar.

Ø  TSH sekresyonu hipotalamusta üretilen tirotropin salgılatıcı hormon ile  kontrol edilir.

Adrenokortikotropik hormon (ACTH)

Ø  ACTH böbrek üstü bezinden glukokortikoidler olarak adlandırılan steroid yapılı hormonların üretimini ve salgısını artırır.

Ø  ACTH salgısı hipotalamustan salgılanan kortikotropin salgılatıcı hormon tarafından düzenlenir.

Ø  Stres, isülin, AAADH ve diğer hormonlar kortikotropin salgılatıcı hormon salgısını feedback mekanizmalar ile etkileyerek ACTH salgısını artırırlar.

Luteinizan Hormon (LH)

Ø  Ovulasyon-Yumurtlama; overlerden olgun yuöurta hücresinin aylık peryotlar halinde salınması

Ø  LH ovulasyonu uyaran gonadotropik bir hormondur.

Ø  LH nın hedef organı

l  Ekeklerde testislerdeki interstitial hücreler ki bu hücreler testesteron salgılarlar.

l  Dişilerde ise overlerdir.

Ø  LH salgısı progesteron, östrojen ve testesteron gibi hormonlarla feedback olarak düzenlene gonadotropin salgılatıcı hormon tarafından kontrol edilir.

 

Follikül stimüle edici hormon (FSH)

Ø  FSH da bir gonadotropik hormondur.

Ø  FSH dişilerde menstruel siklus boyunca ovelerde follikül hücrelerinin büyümesini ve follikül hücrelerinden östrojen salınmasını uyarır.

Ø  Erkeklerde FSH testislerde sperm üreten hücreleri uyarır.

Ø  Salgısı gonadotropin salgılatıcı hormon ile kontrol edilir.

Melanosit stimüle edici hormon (MSH)

Ø  MSH nın insanlarda rolü tam olarak bilinmez,

Ø  Aktif bir hormonun prekürsörü (öncüsü) olarak sınıflandırılır

TİROİT BEZİ

Ø  Tiroid bezi boyunda trakeanın önünde iki lob halinde bulunur.

Ø  Tiroid bezinin folliküler hücrelerinden;

l  Tiroksin (tyroxine)(T4),

l  Triiodotironin (triiodothyronine) (T3)

Ø  Tiroid bezinin parafolliküler hücrelerinden;

l  Kalsitonin hormonları salgılanır.

 

Tiroid hormonlarının etkileri

Ø  Vücudun pek çok hücresinde hücresel reaksiyonları hızlandırır.

Ø  Böylece;

Sonraki Sayfa ->

HTMLKODLAR ile düzenlendi

netkitap.com

Harcına küskün yapı: Türkiye (14/06/07)


7/3/2008<>19:12

 

Harcına küskün yapı: Türkiye (14/06/07)

 

Herkes vatanperver. Herkes aşk ile bağlı vatanına. Bu aşkın yüksek frekansından sebep, bir gecede bazı komşular bazı komşular için vatan haini oluverdi. Bağımsızlığın sembolu bayrağımız, başörtüsü siyasi simgedir diyenlerin elinde ayrımcılığın yeni nesnesi kılındı. Düdük çalındı. Bayraklar asıldı ve birkaç miting. Nur topu gibi yeni bir gerginlik alanı.

12 Eylül'de tersi olmuştu. Düdük çalınmış herkes evine dönmüştü. Sokaklar sessiz ve ıssız kalmıştı. Bu defa düdük çalındı tam 27 yıl sonra meydanlar doldu. Oyun değişmiş gibi görünmekle birlikte senaryo aynı. Meydanları dolduran bir avuç aktör'den aynı anda birden fazla rolü üstlenmesi bekleniyor sadece.

Oysa yeni oyunlara yeni sahnelere ihtiyacımız yok. Sadece iyi yönetilmeyi talep etmemiz gerekiyor. Komşumuz ya da din kardeşimiz değil bunun müsebbibi. İyi yöneltilmemizin önünde türlü türlü engeller var. Engeller görünmesin diye afişler ve türlü türlü etiketler. İyi yönetilmiş olsak un, yağ, şeker ve bütün bu malzemeyi yoğuracak insan varken neden kıvamında bir helva yapamayalım ki!.

Kıvam tutturamamızın en birinci engeli adaletsizlik. Biz devletten adalet istemeliyiz en fazla. Adaletsizliğe asla razı olmamalıyız. Adaleti satın almak zorunda kalmaklığımıza isyan etmeliyiz.

Adaletsizlik bir toplumun sevgi dilini imha eden in birincil etken. Sevgi dili, hizmet ahlakı, bizi biz yapan mayamızın bileşenlerinden biri olmaktan çıkınca, geriye hiçbir şey kalmıyor. Bunu görelim artık. Vakit çok geç olmadan görelim !!!

* * *

Hatırlayın, 19. Yüzyıl Avrupa Yüzyılı idi. Avrupa monarkları birbirine destek verirken desteklerinin karşılığı olarak Afrika'yı bölüşüyorlardı. Onlar için Afrika “toprakları vatan, insanları teba” olmayan bir “yer”di. Afrika'da paylaşılacak yer kalmayınca gözlerini Balkanlar'a çevirdiler. Oradaki teba her ne kadar ırk olarak kendilerine benziyor ise, inançları itibarıyla “savaş açılacak bir cephe” olarak görüldüler. Avrupa halkları Balkanlar'ı yağmalamak için hazır beklerken; Osmanlı aydınlarının bir kısmı “zaten orada ne işimiz vardı “dedi. “Ne işimiz vardı. Niye devletin hazinelerini orada heba ettik.”

Balkanlar Osmanlı coğrafyasından böyle koptu. Yahya Kemal Balkanlar'ın kopuşuna ağlarken sanki oraya dün gitmişiz gibi kolayca gözden çıkarıveren “aydınlara” Balkanlar'ın 500 yıllık “Müslüman mazisini hatırlatır.

Dergilerdeki tartışmaları hatırlayın. Mehmet Akif Arnavud diye, Yahya Kemal Üsküplü diye, Ziya Gökalp Kürt asıllı diye alay ve aşağılanmalara maruz kalmıştı. Ama yine de o dönemin matbuat alemiyle günümüzü karşılaştırdığımızda simetrik bir devamlılık söz konusu gibi olmakla beraber, o dönemde yine de tartışmaların daha kaliteli olduğunu kabul etmek zorundayız.

21. Yüzyıl kimin yüzyılı olacak sorun bu soruyu kendinize. Adaletsizliğe razı olduğumuz sürece; Müslümanları, mezheplerine, etnik kimliklerine göre ayırdığımız sürece yine bizim yüzyılımız olmayacak.

19. Yüzyıl'ın sonunda üç imparatorluk sonuçlanmıştı. Hatırlayın. Çarlık Rusyası, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorluğu.

20. Yüzyıl biterken iki Almanya birleşti. Çekoslovakya, Çek ve Slovakya olarak ayrıldı. Balkanlar parçalandı. SSCB dağıldı. Sonuncu örnek üzerinde düşünün lütfen. Dostoyevski'den bu yana bizim için de yakıcı bir soru olan “biz Ruslar neden bu kadar muhteşemiz” sorusu gündemini hiç yitirmiyor. Ne Çarlık Rusya'sından SSCB'ye geçerken, ne SSCB'den Rusya Fedarasyonu'na geçerken.

Rusya Fedarasyonu devlet imkanı ile çeşitli şehirlerde camiler yaptırmaya çalışıyor. Dün, dini yasaklayan ülke bu gün Müslüman tebası için seferber. Putin ülkesinde Müslümanların yaşadığı bir devletin yöneticisi olarak, İslam Konferansı'na girme talebinde bulunuyor.

Biz ne yapıyoruz? Harcımızı imha etmeye çalışıyoruz. Din bizim harcımız. Bizi birbirimize bağlayan kuvvet.

Din kardeşliği üzerinden Güneydoğu meselesini kangren olmaktan kurtaracakken, tam tersi bir manevra ile büyük şehirlerde din üzerinden bir çatışma çıkarılıyor.Sorun burada. Birileri birilerine daima “dünyaya yeni inmiş uzaylı” muamelesi yapmaya kalkıyor. Türkler ile Türkler arasında “hayat tarzı” çatışması kurgulanıyor. Yetmiyor. Yeni bağlantı Kürtlerin topyekun terörist ilan edilmesi. Kürtler ile terörün gerçek sahipleri bağlantısının kurulmasına razı olmamak için; Kürt olup da Kürtçü olmayan aydınların sesini daha çok duymaya ihtiyacımız var.

Hepimiz “burada”yız. Buralıyız. Ve aramızda yekpare bir bütünlük olarak vatan hainleri yok.

Bütün dikkatimizi “vatan hainlerine” yöneltmekten vazgeçip biz neden hiçbir şey üretmiyoruz sorusunun peşine düşmedikçe, kötü yönetilmeye devam edeceğiz.

Rusya'nın doğal gazı, İran'ın petrolü var. Hiçbir şey üretmeseler de onlara sınırsız imkanlar bahşeden. Bizim neyimiz var!!! Yer altında bizi bekleyen “bor” efsanemiz.

Tarım alanlarını kötü kullanma sonucu dışardan sebze meyve ithal eden bir ülke durumuna geldik. Hayvancılık bitti. Eskiden Yerli Malı Haftası yapar; incir, üzüm diye sayardık. Onlar bile yok neredeyse…

Neden her şeyin gerisindeyiz? Çankaya'da başörtüsü tartışması her şeyin üstünü örttü. Örtünün altından tavşan çıkmıyor .

Başı örtülüler ve başı açıklar! Hepimiz buralıyız ve buradayız. Türkler ve Kürtler! Her birimiz kendi içimizdeki “cü”ler ile mücadele etmeliyiz. Kürtler Kürtçülerle, Türkler Türkçülerle.

Bu sıkıntıları aşmak için paydayı genişletmek zorundayız. İslam bizim en büyük paydamız.

Harcına küskün hiçbir yapı ayakta kalamaz!!!

 

yok yorum :: link


{ Sayfa 1 of 10 }
<- : : Sonraki Sayfa ->

HTMLKODLAR ile düzenlendi

netkitap.com

Müslümanlar Para Mal Menfaat Servet Tuzağına Düştü


7/3/2008<>19:06

Müslümanlar Para Mal Menfaat Servet Tuzağına Düştü

 

Müslümanlar dünyayı haddinden fazla seviyor. Dünya sevgisi bütün kötülüklerin başıdır. Dünya konusunda Müslümanlara mutlaka çok tesirli nasihatler edilmelidir. Bütün din kitaplarında dünya sevgisi yerilmekte; dünyanın fâni olduğu, tuzaklarla dolu bulunduğu anlatılmaktadır.

Bir İslâm toplumu dünya zevklerine ve hazlarına, dünyanın gelip geçici hallerine, lüks hayata, aşırı konfora düşkün olursa bozulur, sonunda zillete ve esarete düşer.

Dünya büsbütün terk mi edilsin? Hayır öyle bir şey söyleyen yok. Müslümanlar dünyayı ahiretin tarlası bilsinler, meyvelerini ve mahsulünü ahirette elde etmek üzere dünya işleri ve hizmetleriyle meşgul olsunlar.

Dünyada çalışırken çabalarken dünyayı imar ederken (bayındır kılarken) hep âhirete yönelik olsunlar.

Dünyada insanları aldatan şeyler nelerdir?

* GENÇLİKTİR. Gençlik geçicidir. Ömrü olursa ihtiyarlar ve ölür.

* GÜZELLİKTİR (varsa...) Güzellik de kalıcı ve devamlı değildir. Fizikî güzelliği kastediyorum. Manevî güzellik kişi yaşlandıkça bozulmaz ve zeval bulmaz. İyi ve olgun Müslümanlar yaşlandıkça güzelleşirler. İçlerindeki güzellik, yüzlerine aks eder.

* SERVET ve ZENGİNLİK. Bunlar da bir kararda durmaz. Bakarsınız çok zengin bir kişi, ne olduğunu anlamadan servetini kaybeder, fakirleşir. Maddi varlığını ve parasını ölünceye kadar muhafaza edebilse bile, öldükten sonra öteki tarafa bir mangır götüremez. Vârisleri onu mezara koyarlar ve terekenin paylaşılması kavgası başlar...

* MAKAM, MEVKİ ve RİYÂSET. Bunlar ne kadar fânidir. 1950 ile 1960 yılları arasında milletin gönlünde taht kurmuş olan zavallı merhum Adnan Menderes’i hatırlıyorum. O uğursuz 27 Mayıs 1960 ihtilâli ile tepetaklak oldu ve sonunda darağacında can verdi. Şu İstanbul’umuza bakalım. Kaç Bizans imparatoru, kaç Osmanlı padişahı, kaç sadrazam feci şekilde idam edilmiştir. Merhum Sultan Abdülâziz, rezil ve alçak bir komplo ile tahtından indirildi. Önce yağmur altında sandalla Topkapı Sarayı’na gönderildi. Oradan Ortaköy’deki Fer’iye Saraylarından birine konuldu ve sonra iki bileğinin damarları kesilerek şehit edildi. İntihar ettiğini söylüyorlar. Yalandır. Bir insan makasla bir bileğinin damarlarını derinden kesebilir ama ikincisini kesemez... Otuz üç yıl şanla, şerefle padişahlık ve halifelik yapan Sultan Abdulhamid-i Sâni, sonunda Masonlar, Siyonistler, Jön Türkler, beyinsizler tarafından al aşağı edildi, Selânik’e sürüldü.

* ALKIŞLAR. Hiç kimse dünya alkışlarına güvenmesin. Bu gün alkışlarlar, yarın lanetleyip tükürürler. Tarihe bakınız, sayısız örnek bulursunuz.

* ŞANLAR, ŞEREFLER, ŞÖHRETLER. Hepsi boş. Hepsi fânilik. Bilgeler, şöhret âfettir buyurmuşlar.

* SIHHAT. O da gelip geçici... Taş gibi bir adam, birden sancılanır, doktorlar, tahliller, muayeneler... Hasta, illetli, yarım adam olur.

 İyi bir Müslüman, dünya nimetlerinden, ihtiyacından fazlasını istemez. Büyükler “Dünya bir lâşedir, isteklisi köpektir.” buyurmuşlardır. Çok zengin sâlih bir tâcir, büyük servetini bir emanet olarak kabul eder. Asıl mülk sahibinin Allah olduğunu bilir ve asla serveti ile övünmez, gururlanmaz, kibirlenmez, azıp dağıtmaz, Hz. Âişe validemizden rivayet ediliyor: “Bir gün Medine’de dehşetli bir gürültü, patırtı, koşuşma, bağırışma, toz duman oldu... Meğerse ashabın büyüklerinden Abdurrahman ibn Avf Hazretlerinin, Şam’dan bir kervanı gelmiş. Yedi yüz kadar deve... Onların bakıcıları, kervanı koruyan silahlı kişiler… O zaman Medine’de kaldırım filan yok, Bu yedi yüz deve, bakıcılar hizmetkârlar, koruyucular; şehirde onları karşılayanlar, meraklılar, çoluk çocuk... Toz ayyuka çıkmış... Develerin boyunlarındaki çıngıraklar, nâralar... Kervanın gelmesinden önce Resûlullah Efendimiz, Allah yolunda yapılan hayırların, iyiliklerin, verilen sadakaların faziletine dair bir konuşma yapmış. Kervan sahibi, Aşere-i Mübeşire’den (Yani sağlığında cennetle müjdelenmiş on kişiden) biri olan Abdurrahman ibn Avf Hazretleri, Huzur-i Risaletpenâhilere gitmiş ve ‘Ya Resûlallah!... Şam’dan yedi yüz develik bir kervanım geldi. Develeri ve üzerindeki malları, Allah yolunda dağıtılması için size veriyorum’ dedi.” İşte Müslüman zengin böyle olmalı.

Dünya bir handır. İnsanlar bir kapısından girer, öbür kapısından çıkarlar.

Dünya sevgisi kalpleri karartır.

Hz. İsa Aleyhisselâm’ın “Dünya bir köprüydü, üzerine evler yaptılar...” dediği rivayet olunuyor.

İyi ve vasıflı Müslüman, dünyada hafifü’l-haz olmalıdır.

Dünyayı terk ettikten sonra dehşetli bir yolculuk başlayacaktır. Azık toplamak gerek.

Dünya mallarından öteki tarafa, sadece Allah yolunda ihlâsla harcanan paralar ve mallar gider. Hayırlar, hasenatlar, zekâtlar, sadakalar...

Müzeyyen evler... Hepsi yıkılacak ve harap olacak. Bundan dört bin sene önce kadim Mısır’da zenginlerin sarayları vardı. Yerlerinde yeller esiyor...

O pahalı gösterişli lüks binitler... Onlar günün birinde hurdaya çıkacak.

Müslümanların, manevi derecelerine göre zahidane yaşamaları gerekir. Zühd, dünyaya sırt çevirmek demektir. Avammın zühdü başka, havassın zühdü başkadır. Lâkin her hal ü kârda zühd lazımdır.

Kuduz bir para ihtirası... Zengin olmak çılgınlığı... Köşeyi dönme felsefesi... Saray yavrusu evler... İçine Nemrud ve Firavun gibi oturulan şaşaalı binitler... Yüzme havuzlu yazlıklar... Markalı elbiseler... Hepsi fâni, hepsi gelip geçici... Bir varmış, bir yokmuş...

Ehlûllahın büyüklerinden, Ermişler Kafilesinin Önderi Cüneydi Bağdadi Hazretlerini, vefatından sonra rüyasında görmüş olan olgun bir zat, ona sormuş:

- Berzah aleminde durumunuz nasıldır?

- Tumturaklı tasavvufi lâflardan bir fâide görmedim ama gecenin yarısından sonra tenhada kıldığım namazların rekâtları çok işime yaradı.

 

Mehmet Şevket Eygi

0 yorum :: link


{ Sayfa 1 of 10 }
<- : : Sonraki Sayfa ->

HTMLKODLAR ile düzenlendi

netkitap.com




Daha fazla bilgi yarışması için buraya tıklayın


Fare İmleçleri kodları